Cts. May 9th, 2026

Nahif Bir Sinema Yolculuğu

Karina Film yapımcılığında çekilen, Görkem Yeltan’ın yazdığı, Mehmet Güreli’nin yönettiği, bir belgesel serisinin üçüncü halkası olarak tasarlanan ve 32. Adana Altın Koza Film Festivali’nde ilk kez seyircinin huzuruna çıkan “Sisler Bulvarı’ndan Geçtim: Biket İlhan” belgeseli; izleyicileri nahif bir sinema yolculuğuna davet ediyor.

Biket İlhan, muhabbetine çok aşina olduğumuz bir isim değil. Ancak Türk sinemasında özellikle uyarlama eserler denildiğinde Attila İlhan faktöründen dolayı akla ilk gelen isimlerden birisi. Mehmet Güreli, Biket İlhan’la birlikte bir yolculuğa çıkıyor; İstanbul sokaklarını arşınlarken Biket İlhan sinemasındaki incelikli detayları keşfediyoruz.

Keşfimiz, sadece Biket İlhan’ın sinemasıyla sınırlı kalmıyor üstelik. Namık Kemal Zeybek döneminde Kültür Bakanlığı’nın ilk kez filmlere fon ayırmasından; 90’lı yılların ortalarında film dağıtımcılarının Türk filmlerine burun kıvırmasına kadar acayip noktalar gün yüzüne çıkıyor.

Keza, fotoroman kültürünün ilk başladığı ve güç kazandığı dönemleri; bu dönemlerde Halit Refiğ’in dahi fotoromana geçişte bir yönetmen olarak zorlandığını anlatan (kendisi de pek çok fotoromanı yazıp yöneten) Biket İlhan; edebiyat dünyasına dair de bazı çıkarımlarını eksik etmiyor: Günümüz hikâyelerinde kendisini çeken detaylar bulmadığını belirterek yazar ve edebiyatçı arasına bir ayrım koyuyor. Eski edebiyatçıların lezzetinin günümüzde yakalanmadığı konusundaki eleştirisine seyircilerin büyük bir bölümü de muhtemelen katılacaktır.

Güreli ve İlhan, İstanbul sokaklarını arşınlarken Biket İlhan’ın filmlerine fon görevi gören sokaklardan geçiyor ve tabii hem bu filmlerden hem de kişilerden bahsediyorlar. Örneğin Orhan Kemal Müzesi’nin önünde bir soluklanıyorlar, Mavi Gözlü Dev (2007) filminde Orhan Kemal’in de Raşit Kemali adıyla yer aldığını anımsatıyor Biket İlhan.

Bunların ötesinde, film yapma güdüsüne dair çok samimi itiraflarda bulunuyor. TRT’de üç bölüm hâlinde yayınlanan Geç Kalmış Ölü’nün bir eleştirmenin beğenisine mazhar olması onu çok sevindirmiş ve kıymetli bulmuş – hâlâ bahsederken gülümsüyor örneğin.

Keza günümüzde hâlâ farklı neler yapabileceğini düşündüğünü, şiirsel bir anlatıma sahip bir filmi nasıl çekebileceğine kafa yorduğunu anlatıyor. Sinemaya dair gerçek bir aşk bu değilse nedir?

Tabii, yaptığı işlerin yapım süreçlerinin maddi açıdan çok katlanılabilir düzeyde işler olmadığını da itiraf ediyor. Çünkü hemen hemen hepsi geçmiş dönem hikâyeleri. Bu nedenle de yapımcı bulmakta zorlandığını, ya kendisinin ya da kızı (bazı filmlerinde de oynayan) Nihan Belgin’in yapımcılığı üstlendiğini söylüyor. Bunları söyledikten sonra da çok samimi bir dilemmayı fısıldıyor: “Keşke bir yapımcı bulabilsem de sadece yapacağım filme kafa yorabilsem”

Bir arsa kadar bile değeri olmayan kadınların (Çello) hikâyesinden yarım kalan Köy Enstitülerinin (Yarım Kalan Mucize) öyküsüne; Yunanistan – Türkiye ilişkilerinden (Kayıkçı) kaybedenlerin yer aldığı bir düzenin içinde suç ve aşk arasındaki açmaza (Ayın Karanlık Yüzü) kadar pek çok kalp ağrıtan hikâyeyi seyircilerle buluşturan; belgeselde de gördüğümüz üzere nahif bir sinemacı olan Biket İlhan’ın filmlerinin arkasında yatan öyküleri İstanbul manzaraları eşliğinde dinlemek ve son dönemde belgesel çekmeye yönelen merakına şahit olmak gerçekten keyifli bir tecrübe!

Sözün özü; “Sisler Bulvarından Geçtim: Biket İlhan” belgeselinde sinemayı seven, “sinema yapmaya” tutkuyla bağlı olan herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceğini söyleyebiliriz.

Related Post