Çar. Mar 4th, 2026

Ana Sayfa

  • SUÇÜSTÜ’nün On Üçüncü Sayısı Yayında!

    SUÇÜSTÜ’nün On Üçüncü Sayısı Yayında!

    www.sucustu.net adresinde yayınlanan iki aylık suç kültürü dergisi #SUÇÜSTÜ; 13. sayısıyla okurlarla buluştu!

    Klasikleştirdiğimiz yıllık soruşturmalarımızda bu kez 2025 seçkimiz var. SUÇÜSTÜ yazarlarına ve paydaşlarına 2025 yılında okudukları veya izledikleri en iyi suç eserini sorduk.

    Umut Kaygısız ile ilk romanını ve kazandığı İlk Polisiye Roman Yarışması’nı konuştuk. Oğuzhan Aslan ile polisiye yazarlığından başlayıp, vergi hukukunun derinliklerine doğru ilerlediğimiz bir yolculuğa çıktık. “Cinayeti Çözebilir misin?” kitabının çevirmeni Çağla Deniz Bülbül de bu sayıdaki bir diğer konuğumuzdu.

    Aslı Geren, “Gerçek Suçlar” köşesinde Leonarda Ciancuilli’yi yazarken; “Yasaklı Suçlar” sayfasında Kutay Kümbetli adı cinayetlerle anılan bir oyunu bize anlatıyor. Didem Kazan Sol ise suça en çok ihmal edilenlerin perspektifinden bakmaya devam ediyor ve yakın geçmişimizin yüz kızartıcı detaylarından birini, Hayırsız Ada’yı anımsatıyor.

    Oben Reggio, tam da şike ve bahsi konuştuğumuz bugünlerde bizi en meşhur temiz eller operasyonunun detaylarına davet ediyor: Totonera’dan Calciopoli’ye İtalya’da Bahis ve Şike

    Gizem Şimşek Kaya 2025 yılında sinema salonlarında boy gösteren suç filmlerine bir bakış atarken, Onur Kırşavoğlu, Oscar Ödülleri’nin suç filmleriyle ilişkisini irdeledi. Evliya Çelebi ise ilgiyle takip edilen Knives Out serisinin üçüncü filmine göz attı.

    İlhan Alemdar bu kez de Kızılderililerin ana eksende olduğu ‘Yerlipolar’ kitapları irdeliyor ve çok kıymetli, 10 kitaptan oluşan okuma listesini de bizden esirgemiyor!

    Bilgen Ülgen “Yedi Kutsal Yara” ve Aysu Şahlı “Kilitli Odaların Esrarı” incelemeleriyle, Hüseyin Sadıç ise Hüseyin Hoca’nın Not Defterinden köşesiyle okuyucular için yeni kitaplara mercek tutuyor.

    Halis Koç’un “Görünmez” öyküsü, Gülseda H. Çelebi’nin “Tütün Soğuğu” tefrikasının 2. bölümü ve Bünyamin Tan’ın Osmanlıca polisiye çevirisi “Şimendiferde Bir Sirkat-i Acîbe”nin son bölümü de bu sayımızda.

    Bu sayımızın yeni isimlerinden biri ise Uğur Günel. Günel, suça dair karikatürleriyle bundan sonra SUÇÜSTÜ’nde olacak. Tam macera çizgi roman çevirilerimiz ise “Atlatma Haber” ile devam ediyor.

    Sözün özü…

    SUÇÜSTÜ, suça dair ne varsa onları yakalamaya devam edecek.

    Dileriz ki eşlik etmeye devam edersiniz!

  • SUÇÜSTÜ Öyküler – 1 Yayımlandı!

    SUÇÜSTÜ Dergisi’nin 11 yazarından 11 suç öyküsü!
    Suçun nerede başlayıp nerede bittiğini kimse tam olarak bilmiyor.
    Ama bu kitap, o sınırın üzerinde ustaca geziniyor.

    SUÇÜSTÜ ÖYKÜLER, klasik polisiyenin ağırbaşlı ceketini giyiyor ama cebine küçük bir ironi sıkıştırmayı da unutmuyor. Suç edebiyatının mirasını üstlenen bu kitapta ajanların hesaplaşmasından distopik bir evrendeki cinayetlere, bir film setinden yazlık tatil köyüne kadar 11 farklı macera sizi bekliyor.

    Her sayfada bir iz sürüyorsunuz ve sonra bir bakıyorsunuz ki suçlu sandığınız kadar uzakta değil.

    Hatta belki de hiç uzaklaşmamış.

    Kitapta yer alan yazarlar:
    Bünyamin Tan, Ceyda Kiremitçi Vasiliev, Aysu Şahlı, Didem Kazan Sol, Murat S. Dural, Halis Koç, İlhan Alemdar, Gizem Şimşek Kaya, Alper Kaya, Aslı Geren, Eylül İdemen Doğramacı

    Sipariş için buraya tıklayabilir, buradan da Goodreads’te kitabı kütüphanenize ekleyebilirsiniz.
  • SUÇÜSTÜ Dergisi – Toplu Sayılar Cilt 1 Yayımlandı!

    SUÇÜSTÜ’nden Türkiye’de Bir İlk

    2024 yılının Ocak ayında dijital olarak yayın hayatına başlayan ve 2 aylık periyotla yayınlanan disiplinlerarası suç kültürü dergisi SUÇÜSTÜ, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdi: Ülkemizde suç edebiyatı ve polisiye odaklı yayın yapan bir dergi ilk kez sayılarını ‘tıpkıbasım’ yöntemiyle bir ciltte topladı!

    “SUÇÜSTÜ Toplu Sayılar Cilt 1” Raflarda

    Derginin 2024 yılında yayınlanan 6 sayısı, “SUÇÜSTÜ Toplu Sayılar Cilt 1” ile bir araya geldi. İzan Yayıncılık etiketiyle raflardaki yerini alan 332 sayfalık bu cilt hem türün meraklıları hem de koleksiyonerler için eşsiz bir çalışma.

    Ciltte film ve kitap kritikleri, oyun incelemeleri, denemeler, öyküler ve şiirler gibi farklı disiplinlerden içerikler yer alıyor. Her sayısında üç isimle röportaj yapılan derginin ilk cildinde 18 röportaj okuyucuları bekliyor.

    Sipariş vermek için buraya tıklayabilirsiniz!


    Künye Bilgileri

    SUÇÜSTÜ Dergisi – Toplu Sayılar Cilt 1

    İzan Yayıncılık, 2025, 332 sf.

  • SUÇÜSTÜ’nün On İkinci Sayısı Yayında!

    SUÇÜSTÜ’nün On İkinci Sayısı Yayında!

    Dijital olarak, www.sucustu.net adresi üzerinden yayınlanan iki aylık suç kültürü dergisi SUÇÜSTÜ; 12. sayısıyla okurlarla buluştu!

    Derginin 12. sayısındaki “Yeni Kitap Sohbetleri” köşesinde Kayıp Düş’man isimli romanıyla Ayla Koca konuk olurken; önümüzdeki aylarda beyazperdede Hizmetçi isimli romanının uyarlamasını izleyeceğimi Freida McFadden’in Türkçeye çevrilen bütün eserlerinde çevirmen olarak imzası bulunan Zehra Uzun da bu sayının konukları arasında. 20 yılı aşkın meslek tecrübesiyle, ülkemizin hukuk sistemine dair getirdiği ufuk açıcı önerileriyle Avukat Mustafa Tırtır da dergide yer alan bir diğer misafir.

    Uğuralp Dilek’in Clare Yasası’na dair yazdığı, günümüzün en önemli konularından biri olan ifşa kültürüne değinen makalesi derginin SUÇÜSTÜ Akademi sayfalarında yer alıyor.

    Aslı Geren, gerçek suç anlatılarına dünyanın en uzun boylu seri katili olarak nam salan Edmund Kemper ile devam ederken; Didem Kazan Sol da suç ve hukuk kavramları söz konusu olduğunda en çok ıskalanan topluluklardan birine değindiği yeni bir yazı dizisine başlıyor.
    Bilgen Ülgen’in “Şeytan ve Karanlık Sular”, Aysu Şahlı’nın “Sonsuzluk Kapanı”, Hüseyin Sadıç’ın ise üç ayrı kitabı içeren kritik yazıları; Ahmet Ziya Yıldırım’ın Prince of Persia: The Lost Crown oyun incelemesi ve İlhan Alemdar’ın Fransız polisiyesini politika ve felsefe ekseninde ele aldığı makalesi de derginin içerikleri arasında.

    Gizem Şimşek Kaya’nın “Dehşet Bey”, Evliya Çelebi’nin 2025 yapımı “The Naked Gun” incelemelerinin yanı sıra Onur Kırşavoğlu’nun polisiye – bilimkurgu türünün en iyi 10 filmi derlemesi de suç filmlerini sevenler için eşsiz bir rehber niteliği taşıyor.

    Halis Koç’un “Taşlı Tarlada Cinayet” ve Elçin Kazancı’nın “Onu Diğerlerinden Ayıran, Küçük, Tatlı Bir Şey” öyküleri derginin 12. sayısında yer alıyor. Gülseda H. Çelebi’nin yeni tefrikası “Tütün Soğuğu” ve Bünyamin Tan’ın arşivlerden gün yüzüne çıkardığı Osmanlıca bir polisiye eser çevirisi “Şimendiferde Bir Sirkat-i Acîbe” ise ilk bölümleriyle dergide okuyucuların karşısına çıkıyor. Ahmet Vehbi Doğramacı’nın suçu odağına alan haiku’su ve Alper Kaya’nın tam macera çizgi roman çevirisi “Kanundan Kaçanlar” da suç okur yazarlarını bekliyor.

    SUÇÜSTÜ, suça dair ne varsa onları yakalamaya devam edecek.

    Dileriz ki eşlik etmeye devam edersiniz!

  • Nahif Bir Sinema Yolculuğu

    Nahif Bir Sinema Yolculuğu

    Karina Film yapımcılığında çekilen, Görkem Yeltan’ın yazdığı, Mehmet Güreli’nin yönettiği, bir belgesel serisinin üçüncü halkası olarak tasarlanan ve 32. Adana Altın Koza Film Festivali’nde ilk kez seyircinin huzuruna çıkan “Sisler Bulvarı’ndan Geçtim: Biket İlhan” belgeseli; izleyicileri nahif bir sinema yolculuğuna davet ediyor.

    Biket İlhan, muhabbetine çok aşina olduğumuz bir isim değil. Ancak Türk sinemasında özellikle uyarlama eserler denildiğinde Attila İlhan faktöründen dolayı akla ilk gelen isimlerden birisi. Mehmet Güreli, Biket İlhan’la birlikte bir yolculuğa çıkıyor; İstanbul sokaklarını arşınlarken Biket İlhan sinemasındaki incelikli detayları keşfediyoruz.

    Keşfimiz, sadece Biket İlhan’ın sinemasıyla sınırlı kalmıyor üstelik. Namık Kemal Zeybek döneminde Kültür Bakanlığı’nın ilk kez filmlere fon ayırmasından; 90’lı yılların ortalarında film dağıtımcılarının Türk filmlerine burun kıvırmasına kadar acayip noktalar gün yüzüne çıkıyor.

    Keza, fotoroman kültürünün ilk başladığı ve güç kazandığı dönemleri; bu dönemlerde Halit Refiğ’in dahi fotoromana geçişte bir yönetmen olarak zorlandığını anlatan (kendisi de pek çok fotoromanı yazıp yöneten) Biket İlhan; edebiyat dünyasına dair de bazı çıkarımlarını eksik etmiyor: Günümüz hikâyelerinde kendisini çeken detaylar bulmadığını belirterek yazar ve edebiyatçı arasına bir ayrım koyuyor. Eski edebiyatçıların lezzetinin günümüzde yakalanmadığı konusundaki eleştirisine seyircilerin büyük bir bölümü de muhtemelen katılacaktır.

    Güreli ve İlhan, İstanbul sokaklarını arşınlarken Biket İlhan’ın filmlerine fon görevi gören sokaklardan geçiyor ve tabii hem bu filmlerden hem de kişilerden bahsediyorlar. Örneğin Orhan Kemal Müzesi’nin önünde bir soluklanıyorlar, Mavi Gözlü Dev (2007) filminde Orhan Kemal’in de Raşit Kemali adıyla yer aldığını anımsatıyor Biket İlhan.

    Bunların ötesinde, film yapma güdüsüne dair çok samimi itiraflarda bulunuyor. TRT’de üç bölüm hâlinde yayınlanan Geç Kalmış Ölü’nün bir eleştirmenin beğenisine mazhar olması onu çok sevindirmiş ve kıymetli bulmuş – hâlâ bahsederken gülümsüyor örneğin.

    Keza günümüzde hâlâ farklı neler yapabileceğini düşündüğünü, şiirsel bir anlatıma sahip bir filmi nasıl çekebileceğine kafa yorduğunu anlatıyor. Sinemaya dair gerçek bir aşk bu değilse nedir?

    Tabii, yaptığı işlerin yapım süreçlerinin maddi açıdan çok katlanılabilir düzeyde işler olmadığını da itiraf ediyor. Çünkü hemen hemen hepsi geçmiş dönem hikâyeleri. Bu nedenle de yapımcı bulmakta zorlandığını, ya kendisinin ya da kızı (bazı filmlerinde de oynayan) Nihan Belgin’in yapımcılığı üstlendiğini söylüyor. Bunları söyledikten sonra da çok samimi bir dilemmayı fısıldıyor: “Keşke bir yapımcı bulabilsem de sadece yapacağım filme kafa yorabilsem”

    Bir arsa kadar bile değeri olmayan kadınların (Çello) hikâyesinden yarım kalan Köy Enstitülerinin (Yarım Kalan Mucize) öyküsüne; Yunanistan – Türkiye ilişkilerinden (Kayıkçı) kaybedenlerin yer aldığı bir düzenin içinde suç ve aşk arasındaki açmaza (Ayın Karanlık Yüzü) kadar pek çok kalp ağrıtan hikâyeyi seyircilerle buluşturan; belgeselde de gördüğümüz üzere nahif bir sinemacı olan Biket İlhan’ın filmlerinin arkasında yatan öyküleri İstanbul manzaraları eşliğinde dinlemek ve son dönemde belgesel çekmeye yönelen merakına şahit olmak gerçekten keyifli bir tecrübe!

    Sözün özü; “Sisler Bulvarından Geçtim: Biket İlhan” belgeselinde sinemayı seven, “sinema yapmaya” tutkuyla bağlı olan herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceğini söyleyebiliriz.

  • Adem Tanrı’yı arıyor, yapay zekâ da Adem’i

    Adem Tanrı’yı arıyor, yapay zekâ da Adem’i

    Hakan Kadıoğlu’nun yazıp yönettiği, kurgusunu ve yapımcılığını da üstlendiği “Program” filmi bu hafta vizyona girdi. Film Kadir Anıl Adıgüzel (Adem Ertekin), Erdem Anıl Uçar (Yusuf), Gülçin Efe (Rüya), Burçin Sezen (Serap), Mehmet Akay (Asistan), Nejmettin Şahinoğlu (Pizzacı & Kurye), Muhammet Melikşah Onar (Mete) ve Burak Gün (Süleyman Ertekin) olmak üzere sekiz oyuncudan ibaret kadrosu ve tek mekanda geçen akışıyla dikkat çekmesinin ötesinde yerli bilimkurgu sinemamız için siberpunk ve tech noir akımlarını yakalayan, yapay zeka teknolojisinin gelebileceği noktaya dair bir derdi olan, mevcut haliyle de Matrix efsanesini kompakt bir forma büründürüp “Bilimkurguya Giriş 101” olarak izleyicilere sunan bir yapım.

    İnsanoğlunu ne ilgilendiriyor?

    Film, daha ilk sahnesinden itibaren izleyicilerin dikkatini kendi üzerine çekmeyi başarıyor. Hızlı girizgahı, merak uyandıran sahne değişimleri, başarılı teknoloji yönetimiyle pür dikkat kendisini izletmeye başlıyor. Ancak dakikalar geçtikçe, 100 dakikayı bulan -bu haliyle de doğrusu hızlı tüketime alışkın seyirciler için biraz sabır testine de dönüşen- süresinin içinde zaman zaman aksamaya başlıyor.

    Hızlı girizgahın ardından, dünya sinemasında çokça örneklerini gördüğümüz aynı güne uyanma ve bir problem olduğunu fark etme mizanseniyle karşılaşıyoruz. Adının Adem olduğunu öğrendiğimiz karakterimiz, hayatında bir terslik olduğunu fark ettiğinde bu tersliğin nedenlerini çözmeye çalışıyor; bunu yaparken de yolu, yaratıcı yapay zeka teknolojilerine çıkıyor. Ancak bu yol, biraz metaforik bir yol çünkü Adem evden çıkamıyor.

    Filmin yazanı, yöneteni ve kurgulayanı Hakan Kadıoğlu’nun hakkını teslim etmek gerek: Pek çok büyük bütçeli işte dahi göremediğimiz kadar iyi teknolojik efektlerle, söyleyecek çok sözü varmış gibi yapmayı seven ana akım işlere tezat bir şekilde vermek istediği mesajları oldukça net bir şekilde vererek ilerlediği anlatı akışında Covid-19 pandemisinden su sıkıntısına, iklim krizinden yapay zeka ile sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine kadar insanlığı doğrudan ilgilendiren pek çok konuya yer veriyor.

    Popüler kültür ikonlarına fazla dozda selam

    Filmdeki en büyük sorun (süresini bir kenara bırakırsak) öncüllerine selam vermeyi bir noktadan sonra biraz fazla abartması. Elbette şunu kabul edebiliriz: Söz konusu bilimkurgu olduğunda “Program”, bizdeki işler arasından ciddi ölçüde sıyrılabilen yapımlardan birisi. Fakat dünyadaki bilimkurgu kültürüne baktığımız zaman popüler kültür ikonuna dönüşmüş, kültleşmiş pek çok yapımın arasında üst klasmanlarda yer alabileceğini söylememiz zor. Kahin karakterine benzeyen bir figüründen, sistemi sorgulayan Neovari ana karakterine, Matrix’teki Simülasyon ve Simülakr kitabı göndermesini andıran Neuromancer göndermesine kadar Matrix’i baz alan bir yapım olduğunu fazlasıyla hissettiriyor. Bununla birlikte, Fallout, Vanilla Sky ve Forever Young gibi pek çok yapımdan da izler görmemiz mümkün. Yerli bilimkurgu – korku sinemamıza baktığımızda ise programlama temasını işleyen Durak ve hem baş karakterinin adının Adem olması hem de Matrix’e özellikle telefon sahnesiyle selam çakmasıyla anımsadığımız Senarist isimli filmlerle ucundan kıyısından bir pişti olunduğunu da belirtmemiz gerekir.

    Ancak buna karşın, itiraf etmemiz gerekir ki filmin bütünündeki benzerlikler rahatsız edici bir boyutta değil. Özellikle üzerine çarşaf geçirilmiş birisinin uzaylı gibi gösterilerek dans ettirildiği “İlk Temas”, stok videolarla iki saati aşkın süreye çekiştirilen ve hikâye bütünlüğünden yoksun “Metruk” ya da yüksek bütçe harcanarak çekile çekile anca “Dünyayı Kurtaran Adamın Oğlu”nun çekildiği Türk bilimkurgu sinemasında şimdiye kadar çoktan almış olmamız gereken bir virajı 2025’in ortalarında alabildiğimizi bize göstermesi bağlamında pek tabii bu yönüyle de üzücü bir çıkarım yapmamıza neden olan bir filmden söz ediyoruz.

    Tabii, Hakan Kadıoğlu’nun bundan sonra yapacağı filmleri de iyi takip etmek gerekiyor. Hiç fena olmayan bir başlangıç ile giriş yaptığı bilimkurgu sinemamızda bizi daha özgün, daha yüksek çıtası olan işlerle de buluşturma potansiyelinin yüksek olduğunu hissettiriyor.
    Umarım ki yanıltmaz.

    Evrensel Gazetesi | 12 Eylül 2025
  • Kıyamet Sonrası Anadolu Western: Yiğido

    Kıyamet Sonrası Anadolu Western: Yiğido

    Çizgi romana meraklı olanların ismini Seyfettin Efendi, Kralına İsyan gibi çizgi romanlar ve Yabani Dergisi’nden çok iyi bildikleri Devrim Kunter’in internette başlayıp önce fanzin formatında küçük ebatlı bir versiyonuyla karşılaştığımız “Kıyamet Sonrası Anadolu Western” alt başlığına sahip Yiğido karakterinin “İki Kasabanın Hikâyesi” isimli macerası, Efendi Yayınları’ndan yayımlanarak okurlarla buluştu.

    Yiğido ne anlatıyor?

    Yiğido, kıyamet sonrası Anadolu’da dolaşan bir karakter. Biraz fantastik bir görünümü var: Kafasında bir kovboy şapkası, gözünde karizmatik gözlükler, yüzünün yarısı ise atkı benzeri bir örtüyle kapalı. Yani tam anlamıyla bir western’den fırlamış durumda! Ancak dolaştığı topraklar, biraz fazla tanıdık. Geldiği bölgede iki kudretli grup var bu grupların mücadelesi, bölgeyi bölmüş durumda.

    Üstelik hikâye bir hayli de güncel. Örneğin Yiğido izbe bir restorana girdiğinde yanına yapay zekâ ile çalışan bir robot geliyor ve ona bir kısmı uydurma isimler olan yemek menüsünü sayıyor. Bu ortaya çıkınca da düzeltiyi, hiç bozuntuya vermeden yapıyor. Ya da konuşmasına müdahale edilip “Şu kelimeleri kullanma” denildiğinde buna harfiyen itimat ediyor.

    Buna mukabil, Kunter’in bu albümünde belli bölümlerde yapay zekâ desteği aldığı da bilinen bir gerçek. Yine de bu destek, hikâyede çok da sakil durmuyor.

    İnternet jargonuna çok hâkim olanlara tanıdık gelecek “Aralık Sonu Ocak Başı” esprisi ve Akkefenliler gibi karakterlerin yanı sıra arka planda ilerleyen enteresan, merak uyandırıcı bir hikâye akışına sahip. Kaybolan çocuklar, hikâyede farklı bir isimle anılan kurtadamlar,  vampirler… Ve bütün bunların ortasında kalmış, tam olarak kim olduğunu son sahnelere kadar anlayamayacağımız Yiğido.

    Western dinamikleriyle politik anlatı

    Hikâye, akışındaki unsurların yanı sıra dinamikleri ve sık sık karşımıza çıkan düellovari sahneleriyle western türünün gereksinimlerini de karşılıyor. Elbette bir Ken Parker veya Kinowa havası yok ama olmasına da gerek yok. Çünkü Yiğido’nun western başyapıtı olmak gibi bir iddiası bulunmuyor. Hikâyesindeki politik altyapıyı ve anlatıyı pekiştirmek için western türünü ve kıyamet sonrası atmosferini kullanıyor. Bunda da başarılı oluyor.

    Evrensel Gazetesi | 7 Eylül 2025

  • Edebiyattan Sinemaya Korku ve Suç

    Edebiyattan Sinemaya Korku ve Suç
    24 Eylül Çarşamba Frankeştayn Kitabevi’nde saat 19.00’da, akademisyen, yazar ve film eleştirmeni Gizem Şimşek Kaya ile yazar ve gazeteci Alper Kaya “Edebiyattan Sinemaya Korku ve Suç” isimli bir söyleşi gerçekleştirecek.
    Roman veya öykü – basılı eser uyarlaması korku ve suç filmlerinin konuşulacağı bu keyifli söyleşiye davetlisiniz!
    Etkinliği Facebook üzerinden görüntüleyebilir, katılım durumunuzu belirterek etkinlik yaklaşınca size bildirim gelmesini sağlayabilirsiniz.
  • SUÇÜSTÜ’nün On Birinci Sayısı Yayında!

    SUÇÜSTÜ’nün On Birinci Sayısı Yayında!

    On birinci SUÇÜSTÜ, artık online.
    Dergimize www.sucustu.net adresinden ulaşabilirsiniz.

    Bu sayıda, bir desteğimizin duyurusunu yapmanın kıvancı içindeyiz: 2. İstanbul Çocuk Edebiyatı Festivali’nin destekçilerinden birisiyiz. Basılı, çok özel bir seçkimiz festivalin misafirlerine hediye edilecek!

    11.⁠ ⁠sayımızda dört özel röportajımız var! Buse Sevindik, Psikiyatrist Toygun Tok ile psikolojik rahatsızlıkların suça eğilimi ve bu rahatsızlıkların bir kaçış yolu olarak kullanılıp kullanılmadığı gibi konulara dair bir söyleşi gerçekleştirdi.

    Bu sayımızın “Yeni Kitap Sohbetleri” bölümünde ise İnvitro isimli ilk romanıyla Eyyüp Ekinci var. Prof. Dr. Murat Volkan Dülger ile de suç gelirlerinin aklanması suçu odağında oldukça bilgilendirici bir söyleşi gerçekleştirdik.

    Çeviri emekçileriyle yaptığımız röportajlar ise “Şehir Casusları” kitabının çevirmeni Gökçe Yavaş ile devam ediyor. Üstelik bu röportajımızda Stephen King hayranları için müthiş bir yeni haberimiz de var!

    Aslı Geren, gerçek suçları konu aldığı yazılarının ilkiyle bizimle. Amerika’nın en genç seri katili olarak ünlenen Jesse Pomeroy’un yaşamına bakış atıyoruz.

    Film ve dizi kritiklerimiz de oldukça geniş: Gizem Şimşek Kaya çocukluk kahramanlarımızı birer suçluya çeviren filmleri, Onur Kırşavoğlu Fransız polisiyesinin en iyi 10 filmini derledi. Evliya Çelebi ise Behzat Ç. fenomenini ele aldı.

    Okurlar için yeni keşiflere olanak sunan kitap kritiklerimizde bu sayıda Bilgen Ülgen “Bir Cinayetin Psikanalizi”, Aysu Şahlı ise “İnvitro” romanına dair kritiklerini yazdı. Hüseyin Sadıç ise Kristal Kelepçe 2025 adaylarını değerlendirdiği yazısıyla bizlerle!

    İlhan Alemdar, bizleri düşünmeye sevk eden içeriklerinde bu kez “Feminist Polisiye”nin izini sürüyor ve “Erkek bakışından arınmış bir polisiye mümkün mü?” sorusunu soruyor.

    Alper Kaya’nın çizgi roman çevirileri çok kazanan bir müteahhitken suç batağına saplanan bir adamın öyküsünü anlatan “İnsan Avcıları” ile devam ederken; Ahmet Vehbi Doğramacı’nın suçu odağına alan haikuları da bu sayımızda sizinle buluşmayı sürdürüyor.

    Ahmet Ziya Yıldırım’ın oyun incelemelerinde bu kez karşımıza, 13 yıl sonra oyuncularla buluşan Alan Wake 2 oyununun kritiği çıkıyor. Hasan Hayyam Meriç ise Doğa Suçları Müzesi yazı dizisinin onuncu ve sonuncusuyla aramızda.

    Halis Koç “Çanta” öyküsüyle, Ahmet Ziya Yıldırım Türk dedektifi Aylin Yılmaz’ın “Diogenes’in İzi” macerasının 2. bölümüyle, Bünyamin Tan ise ilk kez gün yüze çıkardığı “Kütübhâne-i Sûdî’nin Merâklı Romanları” serisinin kayıp halkası Kızıl Gölge’nin son bölümüyle bu sayımızda.

    SUÇÜSTÜ, suça dair ne varsa onları yakalamaya devam edecek.

    Dileriz ki eşlik etmeye devam edersiniz!

  • Gerçek Suç Hikâyeleri Neden Bu Kadar İlgimizi Çekiyor?

    Gerçek Suç Hikâyeleri Neden Bu Kadar İlgimizi Çekiyor?

    OT Dergi’nin 2025’in Eylül ayında yayımlanan 143. sayısında “Gerçek Suç Hikâyeleri Neden Bu Kadar İlgimizi Çekiyor?” başlıklı yazımla yer alıyorum. Yazıda bir podcast, bir belgesel ve bir kitap tavsiyesi de sizi bekliyor.