Ana Sayfa
-
Sayfaların Arasında Hafiyelerin İzinde: Çocuklar İçin Polisiye Yazmak
22 Eylül Pazartesi Beyoğlu Mephisto Kitabevi’nde saat 14.30’da, 2. İstanbul Uluslararası Çocuk Edebiyatı Festivali’nde SUÇÜSTÜ Dergisi Genel Yayın Yönetmeni, yazar ve gazeteci Alper Kaya ile suç türünü sevenlerin ismine True Crime: Meçhule Giden Gemi podcast yayınından aşina oldukları, Kronik Çocuk yayın yönetmeni Olcay Mağden “Sayfaların Arasında, Hafiyelerin İzinde: Çocuklar İçin Polisiye Yazmak” isimli bir söyleşi gerçekleştirecek.Üstelik festivalin ilk gününden itibaren, gelen misafirleri bir SUÇÜSTÜ sürprizi bekleyecek: Festivale özel basılan, çok özel bir seçkimiz gelen konuklara hediye edilecek!Etkinliği Facebook üzerinden görüntüleyebilir, katılım durumunuzu belirterek etkinlik yaklaşınca size bildirim gelmesini sağlayabilirsiniz. -
Bir Evin Planı Size Neler Gösterebilir?

Bir evin planına baktığınızda neler görmeyi beklersiniz? Kaç oda olduğunu, koridorların konumunu, pencereleri… Peki ya kimsenin farkına varmadığı bir muammayı keşfedebileceğinizi düşünür müsünüz?
Uketsu’nun dilimize “Tuhaf Ev” olarak çevrilen, Japonya’da muazzam bir fenomene dönüşmüş, mangaya ve beyaz perdeye de uyarlanmış olan “Strange Houses” isimli romanında bu sorunun cevabını ve dahasını bulmak mümkün.
Hikâyemiz, okültizm ve gizemli olaylarla ilgilenen bir yazara danışan bir potansiyel ev sahibi ile başlıyor. Bu ev sahibi, almayı planladığı bir evin planını incelediğinde bir gariplik fark ediyor: Evde, hiç kullanılmayan ve dışarıdan da ulaşılamayan bir alan var. Özellikle batıl inançların çok yoğun olduğu toplumlarda bu tarz bir tabloyla karşılaşınca akla gelen ilk şeylerden biri de batıl unsurlara dönük oluyor ancak yazarın zeki ve sıra dışı bir mimar olan tanıdığı Kurihara Bey’in biraz farklı teorileri olacaktır… Üstelik evin bu garip ilk kat planının yanı sıra ikinci kat planında da enteresan bazı durumların olması hem yazarımızı hem de mimar Kurihara Bey’i bu evin arkasında yatanları araştırmaya itecektir.
Uketsu’nun “Gör” dediği
Yazar (kitaptaki kurgusal olan değil, gerçek yazarımız) aslında çok ilginç bir şey yapıyor. Hep söylenegelen, dönüşen okuyucu profilini ortaya koyuyor ve oldukça akıcı bir içerik geliştirmenin yanı sıra içeriği ‘dönüştürüyor’. İkide bir kat planlarının konuşulduğu ve üzerinde teorilerin geliştirildiği bir kitapta, bu planları sadece kitabın girişinde görseydik mutlaka sonrasında çok sıkılır; muhabbetlerin yarattığı zihin açıcı detayları ıskalardık. Ancak kitap o kadar başarılı bir şekilde tasarlanmış ki; planlardan bahsedilen her an tekrar (küçük ölçeklerle veya detay perspektifleriyle) okuyuculara tekrar onları göstermiş. Dolayısıyla dikkat dağınıklığından mustarip okurların bile bir an olsun ilgisini kaçırmayacağı bir akış ortaya çıkmış. İçeriğin gidişatı da ağırlıklı olarak sohbetler üzerinden şekillendirildiği için okuyucuların bazen iki bazen de üç kişiden oluşan bu sohbetlere bir dinleyici olarak eşlik etme hissine sahip olması hedeflenmiş.
Dolayısıyla Uketsu, ev planlarına işaret ederek başlattığı kurgusunda hem yazarlar hem de okurlar için önemli bir noktayı bizlere göstermiş: Özellikle genç jenerasyonda dönüşen bir okuyucu profili var. Dikkat süresi oldukça düşen, uzun uzun betimlemeleri tercih etmeyen, akıcılığı her şeyin önüne koyan okuyuculara ulaşmak için yazarların da tarz olarak bazı dönüşümleri göze alması gerekiyor.
Peki ya filmi?
Kitaptan uyarlanan 2024 yapımı “A Strange House” filmi ise kurguyu kitabın ruhuna uygun biçimde, seyirci dinamiklerini gözeterek dönüştürmüş. Bu kez ana karakterlerimiz okültizme ilgi duyan bir Youtuber ve onun popülaritesini yükseltmesini hedefleyen menajeri. Tabii ki aynı, gizemli ev planı söz konusu… Ancak kitapta diyaloglar üzerinden ilerleyen muamma unsurları filmde buluntu film teknikleri kullanılarak görsellik ve röntgencilik güdüleri ile güçlendirilmeye çalışılmış.
Her ne kadar aslına birebir sadık olmasa da film uyarlamasının amaç bağlamında kitapla aynı eksende ilerlediğini söyleyebiliriz. Zira kitap dönüşen okuyucu profiline hitap etme amacını güderken, film de dikkat süresi en az okuyucular kadar düşen sinema seyircisine hitap etmeyi amaçlıyor.
Doğrusu bunda da en az kitap kadar başarılı oluyor!
Evrensel | 22 Ağustos 2025 -
Suç Edebiyatı Nedir ve Bizim İçin Neden Gereklidir?

OT Dergi’nin 2025’in Ağustos ayında yayımlanan 142. sayısında “Suç Edebiyatı Nedir ve Bizim İçin Neden Gereklidir?” başlıklı yazımla yer alıyorum. Artık OT Dergi’nin sayfalarında sık sık karşılacağız ve başta suç edebiyatı olmak üzere disiplinlerarası suç kültürü üzerine fikir odaklı idman yapacağız…Merhaba OT Dergi!
-
SUÇÜSTÜ’nün Onuncu Sayısı Yayında!

www.sucustu.net adresinde yayınlanan SUÇÜSTÜ’nün onuncu sayısında tam 21 özgün içerik ve iki özel röportaj sizi bekliyor… Böylece yaz tatili boyunca dijital cihazlarınızdan eksik edemeyeceğiniz, dopdolu bir sayı karşımıza çıktı!Yeni sayımızda öncelikle, 2. İlk Polisiye Roman Yarışması’nın şartnamesi sizi karşılayacak. Yeni yarışmamıza 31 Aralık 2025 tarihine kadar dosyalarınızı gönderebilirsiniz!
Bu sayımızda ilk kez, gerçek suç hikâyeleri yer almaya başladı. Buse Sevindik, sahnede de Cani isimli oyun vesilesiyle can verdiği, Lee ismiyle de tanınan Aileen Wuornos’un çarpıcı ve sarsıcı hikâyesini yazdı.
Bu sayımızın röportaj konukları ise “Balayı” isimli yeni romanıyla Hakan Aytaç, çevrimiçi oyun karakterlerinin ve oyun hesaplarının ele geçirilmesini bilişim suçları çerçevesinde inceleyen adli bilişim uzmanı Oğuz Alp Yüce ve “Bitmek Bilmeyen Kötü Günler” romanının çevirmeni Yağmur Sevinç.
Özlem Öztürk Arı İlyas Barut’un iki romanını, Aysu Şahlı “Mezbaha” ve “Bu Cenazeyi Bana Lütfeder misiniz?” romanlarını, Selin Bak “Gölgenin Eli”ni ve Bilgen Ülgen de “Köy Yerinde Cinayet” romanını inceledi.
Gizem Şimşek Kaya “Target / Don’t Buy the Seller” filmini, Murat S. Dural “American Manhunt” ve Evliya Çelebi “Breaking Bad” dizilerini, Onur Kırşavoğlu ise tek mekânda ve tek gecede geçen 10 suç filmini yazdı.
Hasan Hayyam Meriç’in Doğa Suçları Müzesi bu sayımızda da devam ederken Didem Kazan Sol Hieronymus Bosch’un resimlerindeki suç imgesini, İlhan Alemdar şüphenin estetiğini inceledi. Ahmet Ziya Yıldırım ise Blue Prince oyununu değerlendirdi.
Gülseda H. Çelebi’nin “Körelmiş Masumiyet” tefrikası 3. ve son bölümüyle bizlerle. Ahmet Ziya Yıldırım’ın Türk dedektifi Aylin Yılmaz’ın maceraları ise Diogenesis’in İzi ile devam ederken onlara İlker Yılmaz’ın “Bir Haydarpaşa Hikâyesi”, Halis Koç’un “Derin Operasyon” ve Murat Beltek’in “Tunca’nın Sessizliği” isimli öyküleri eşlik ediyor.
Bünyamin Tan’ın ilk kez gün yüzüne çıkardığı “Kütübhâne-i Sûdî’nin Merâklı Romanları” serisinin kayıp halkası Kızıl Gölge’nin ikinci bölümü de bu sayıda sizi bekliyor.
Çizgi roman çevirileri de tüm hızıyla devam ediyor ve bu sayıda da tam macera bir çizgi roman olan “Kıskançlığın Ödülü” yer alıyor.
Ahmet Vehbi Doğramacı ise suçu odağına alan haikularına bu sayıda da devam ediyor.
SUÇÜSTÜ, suça dair ne varsa onları yakalamaya devam edecek.
Dileriz ki eşlik etmeye devam edersiniz!
-
Bir Çocuğa Polisiyeyi Nasıl Sevdirirsin?

Suç, polisiye, fantazya, bilim kurgu gibi ana akım türlere kıyasla bizim gibi ülkelerde ‘niş’ kabul edilen ve geniş kitlelere ulaşmakta zorluk çeken edebi türler için yurt dışında çok uzun süredir okuryazarlık oranının artırılması için çeşitli girişimler yapılıyor. Haliyle başka topraklarda bu türler niş olmanın ötesine geçip oldukça görünürlük kazanmış, dolayısıyla da bir nevi rüştünü ispatlamış türlere dönüşmüş durumda. Bizde ise yazarların (amiyane tabirle) kayıkçı kavgalarından fırsat bulamamalarından olsa gerek, yeni nesillere bu türlerin nasıl sevdirilebileceğine dair üretilmiş fikirler görmekte zorlanıyoruz.
Neyse ki, nitelikli çeviriler var da yurt dışında bu işlerin nasıl ilerlediğini tecrübe etme fırsatı buluyoruz! Desen Yayınları etiketiyle okurlarla buluşan, Breena Bard’ın yazıp resimlediği ve Gözde Koca tarafından Türkçeleştirilen “Göldeki Evin Gizemi” isimli çizgi romandan bahsediyorum.
Yazlık ev, yeni komşular ve gelişen olaylar…
Hikaye, polisiye romanlar hastası bir çocuk olan Gabby’nin kardeşleri ve ailesiyle birlikte göl kenarındaki evlerinde geçirdikleri tatil sırasında yeni komşularının kızları Paige ile tanışmasıyla birlikte allak bullak olan tatil planlarını anlatıyor. Ailesinin teşvikiyle birlikte önce, gölü çok güzel bir yerden gören ve çok uzun süredir bomboş durumda olan bir eve dair polisiye öykü yazmaya başlayan Gabby; Paige’in ona yardımcı olma teklifini geri çeviremiyor ve ikili yaz tatilleri boyunca evin geçmişindeki gerçek bilgilerden hareketle bir polisiye kurgu geliştiriyor.
Her şeyden önce, hikayenin en başarılı yanının en ufak bir detayın bile atlanmadan, en son sayfaya gelene kadar çözüme kavuşması olduğunu söylemek gerek. Üstelik Breena Bard bunu gerçekten o kadar büyük bir ustalıkla yapıyor ki, pek çok şeyi tahmin bile edemiyorsunuz. Dahası, (Her ne kadar ben de büyük bir keyifle okumuş olsam da) ağırlıklı olarak çocuklara yönelik yazıldığını düşünürsek işin içinde cinayetin olduğu bir kurguyu da oldukça başarılı biçimde kotarıyor. Gabby’nin Paige ile birlikte beyin fırtınası yaparak bir polisiye hikaye geliştirdiği sahneleri sayesinde kitabı okuyan çocukların heveslenip bir polisiye öykü yazmaya başlama potansiyeli bile fazlasıyla heyecan verici! Dolayısıyla karşımıza hem çocuklara polisiyenin nasıl sevdirilmesi gerektiğini hem de yetişkinlerin nasıl çocuk polisiyeleri yazabileceğini anlatan bir yapıtın çıktığını söylememiz mümkün.
Dahası, çocukların aileleriyle olan gelgitli ilişkileri ve kitabın asıl temalarından biri olan dostluğa dair de sürükleyici bir anlatı var karşımızda. Bütün bu temalar, Bard’ın harika çizimleri ve anlatı tarzıyla hiç belli etmeden farklı kollardan ilerleyip okuyucuyu da sımsıkı sarmalayarak finale ulaşıyor. Bizlere ise göl manzaralı bir yazlık evde bu serüvenin keyfini sürmek kalıyor.
Evrensel Gazetesi | 26 Haziran 2025
-
Ütopyalar Güzeldir, Peki Ya Distopyalar?

Geleceği gözler önüne sermeye niyetlenen pek çok sanat eserinde aynı şeyi görürüz: Karanlık bir atmosfer, makinelerin hakimiyeti, zulmeden otoriteler, pısırık bir toplum… Ve çoğunlukla da tek bir kurtarıcı gelip herkesi kurtarır. Finalde bir yerlerden gözümüze çarpan Amerikan bayrağı da oldu mu tamam, işlem bitmiştir. Dünya kurtulmuş; herkes refaha ermiştir. Peki her şey tam olarak böyle ilerlemezse ne olur?
‘Gölge Gözler’ asla hata yapmaz (mı?)
Assassin’s Creed’in Yazarı Corbeyran’ın kaleme aldığı, Michel Colline’nin çizdiği; dilimize de Merve Öztürk tarafından kazandırılarak Volto Yayınları aracılığıyla bizlerle buluşan “Gölge Gözler” çizgi romanı o alışık olduğumuz distopik hikayelerden bir hayli uzakta. Çünkü tarihsel sorumluluğunun farkında olan, anlattığı yan hikayeleriyle de dört başı mamur bir politik evren kurgulayan bir çalışmayla karşı karşıyayız. Üstelik ne ararsanız var: Suç, siyaset, aşk… Ancak bütün bu kavramlar, sırf konulmuş olmak için hikayenin içine serpiştirilmemiş. Hepsi, tıkır tıkır işleyen bir makinenin çarkları olarak fazlasıyla işlevsel.
Hikayemiz, adı ‘Küresel Fabrika’ olan bir şirkette çalışan Arsene karakterinin üretim bandında yaşanan bir sorunu çözmek için acil durum butonuna basmasıyla başlıyor. Fabrika yetkilisi tarafından acil durum butonuna basma yetkisi olmadığı, üstelik fabrikanın ekipmanlarını eleştirdiği gerekçesiyle görevine son verilen Arsene, kardeşi Annabelle ile birlikte yaşadığı evine döndüğünde bir sürprizle karşılaşıyor: O artık görünmeyen birisi çünkü sistem tarafından dışarı atıldı, sosyal statüsü de sicil numarası da olmayan birine dönüştü.
Hikaye böyle başlıyor ama sonrası bir hayli dallanıp budaklanıyor. Kitaba adını da veren “Gölge Gözler” organizasyonuna bir bakış atıyoruz evvela. Bu şirket, şehrin dört bir yanına yerleştirilmiş çekici pin-up kızlarının gözlerinin arkasına yerleştirilmiş kameralarla 7/24 yurttaşları gözleyen; olası bir hırsızlık vs. vakasını raporlayan bir organizasyon. Sloganları da manidar: “Gölge Gözler asla hata yapmaz.”
Ya bir gün hata yaparsa?
Tarihsel sorumluluğunun farkında
Çizgi romanın, emsallerine kıyasla en önemli farkı tarihsel sorumluluğunun farkında olması ve alt metinlerini çok dikkatli, özenli bir şekilde inşa etmesi. Bütün bunları da haybeye yapmıyor elbette. Le Blanc’tan, Oscar Wilde’dan, Baricco’dan, Bellegarrigue’den ve daha nice isimden aldığı ilhamla ilerleyen hikaye örgüsü okuyucuyu yormadan finale kadar taşıyor. Yormuyor ama boş bir peronda da ilerletmiyor; her bir bölümde yepyeni bir durakta duruyor, soluklanıyor ve heybeleri dolduruyoruz.
Misal bir bölümde direnişin hangisinin makbul olduğu sorusuyla okuru sarsarak şiddet mi, sabır mı ikilemini akla düşürüyor. Başka bir bölümde ise kadın bedeni sömürüsünün ne ölçülere varabileceğini gözler önüne seriyor. Başka bir bölümde ise bir ‘cennet bahçesi’ sunuyor okuyuculara ve bu bahçeye nasıl yön verilmesi gerektiğini, oraya yön verildiğinde tarihsel devinimin nasıl da bir anda değişebileceği; hatta çizgi romandaki renk tonlarının bile aniden açık renklere dönüşebileceğini görebiliyoruz. Velhasıl 15 yaşından 80’li yaşlara kadar her okura hitap edebilecek bir öyküyle, çok güzel bir tecrübe sunuyor.
Ferhan Şensoy ustanın da dediği gibi evet, ütopyalar güzeldir. “Gölge Gözler” ile yeniden öğreniyoruz ki distopyalar ise bir çıkış yolunu bulunca güzelleşir.
12.06.2025 | Evrensel Gazetesi
-
Jack Reacher’ı Tanır mısınız?

Jim Grant’ın Lee Child mahlasıyla yazdığı kitaplarının baş karakteri olan, Eski Askeri Polis Jack Reacher’ı tanır mısınız? Eğer suç-gerilim türlerini takip ediyorsanız, adını mutlaka duymuşsunuzdur ama söz konusu bizim ülkemiz olunca bu tanışıklık biraz garip bir hal alıyor… Merak etmeyin, aklınızdaki karmaşayı gidereceğim.
Sinemadan mı, dijitalden mi?
Jack Reacher karakteri, romanların yanı sıra beyazperdede ve dijital platformlarda da boy gösterdi. İlk olarak 2012 yılında, “Jack Reacher” isimli filmle (evet, ne kadar da yaratıcı) Christopher McQuarrie’nin yönetmenliğinde ve Tom Cruise’un Reacher’a can verdiği bir uyarlama gördük. Bunu, 2016 yılında “Jack Reacher: Never Go Back” isimli uyarlama takip etti. Yönetmenlik koltuğu Edward Zwick’e devrolsa da Reacher karakteri hâlâ Tom Cruise’un üzerine zimmetliydi.
Fakat takvimler 2022’yi gösterdiğinde format birazcık değişti. Birden fazla yönetmenin karşımıza çıktığı dizi uyarlaması “Reacher” ile bu kez bu emektar dedektifimize can veren Alan Ritchson oldu ve filmlerin aksine dizi kitaplardaki kronolojik sıralamaya riayet etti.
Kitaplara dönelim…
Hazır kitaplardaki kronolojik sıra demişken, kitaplara dönelim. Lee Child imzalı toplam 29 Reacher kitabı var. Dilimize çevrilmiş 10 kitabı bulunuyor. Ama 10 Reacher macerasını sırasıyla okuyacağınızı sanıyorsanız orada biraz yanıldığınızı belirtmem gerekiyor.
Birinci kitap, Oğlak Yayınları tarafından 2006 yılında “Öldüren Kumpas” ismiyle dilimize çevriliyor. Onu 1 yıl sonra “Düşman” isimli çeviri takip ediyor. Fakat bu kitap, serinin sekizinci kitabı.
2009’da bu kez Artemis Yayınları’nda boy gösteren haşin Reacher’ın bu kez 13. kitabı dilimize çevrilmiştir: Yarın Yokum. Artemis’teki macerası 2011’de serinin 12. kitabının çevirisi olan “Kaybedecek Bir Şey Yok” ile, 2012’de ise serinin 9. (Ve 2016 yılında filme uyarlanan) kitabının Türkçesi “Tek Kurşun” ile devam etti. Yani Reacher, Artemis’te bir nevi Benjamin Button muamelesi gördü.
2016 yılında ülkemizdeki son adresi olan Koridor Yayıncılık’a geçiş yapan Jack Reacher serisinin 18. kitabı “Asla Geri Dönme” o yıl okurlarla buluşurken 2017’de serinin 4. kitabı “Körebe”, 2020’de serinin 14. kitabı “61 Saat” ve 2022’de serinin 15. kitabı “Ölmeye Değer” ismiyle dilimize kazandırıldı.
Ancak Koridor Yayıncılık, 2025’te bir sürprize imza atarak (Reacher serisini muhtemelen yeniden ele almaya karar verdiği için olsa gerek) ‘yepyeni’ bir Lee Child romanını bizimle buluşturdu: Mezbaha.
Aslında bu kitap 2006 yılında başka bir yayıncı ile okuyucuların karşısına çıkan, serinin ilk kitabıydı. Haklarını teslim edelim: Koridor Yayıncılık, okuyucu dostu bir tavır ortaya koyarak kitabın üzerine “Jack Reacher 1” yazarak etik de bir duruş sergiledi.
28 yılda ne değişti?
Peki ilk kez 1997’de okurların karşısına çıkmış bir kitabı 28 yıl sonra okumak nasıl bir duygu?
Öncelikle Çevirmen Belgin Selen Haktanır’ın da en az yayınevi kadar hakkını teslim etmek icap ediyor. Lee Child’ın akıcı üslubunu, bir o kadar akıcı ve berrak bir Türkçe ile bizlere ulaştırmayı başarmış. Lee Child, yabancıların ‘page-turner’ dedikleri türden bir yazar. Yani sayfalar birbirini o kadar hızlı bir şekilde takip ediyor ve yazar kendisini o kadar iyi okutuyor ki 512 sayfalık “Mezbaha” bir günde dahi bitirilebiliyor.
Hikayeye gelecek olursak, 28 yıldan sonra okuduğunuzda aslında hem dünyadan hem de kendi lokal bakış açımızdan hiçbir şeyin değişmediğini görmemiz biraz üzücü. Alakası olmayan bir suçla suçlanıp hapse tıkılmaya çalışan birileri, sahte para basmak için akla hayale gelmeyen şeyler icat edebilen başkaları, arada kalan masum güvenlik görevlileri ve kirli polisler… Hatta kirli siyasetçiler… Okudukça bu kadar tanıdık gelen bir manzaranın 1997’de yazılmış olduğuna inanmak da güçleşiyor.
Bir de Reacher’dan bahsedelim ve bu bahsi kapatalım.
Reacher aslında riskli bir karakter. Herkesin sevebileceği bir figür değil. Hatta şöyle diyeyim: Onu seven çok sever, sevmeyen ise hiç sevmez. Bu kadar net ve gri alanlardan azade bir figür. Fakat akıcı bir roman okumak istiyorsanız, hikayesinin de sırlarla örülü ve zekice çıkarımlarla aydınlatılabildiği bir altyapıya sahip olması tercihinizse, biraz da aralarda vurdulu-kırdılı bölümler olsun istiyorsanız hiç düşünmeden “Mezbaha” romanını okuyabilirsiniz.
Fakat uyarayım: İlk sayfayı okuduktan sonra finale kadar elinizden nasıl bırakacağınızı bilemeyeceksiniz.
10 Mayıs 2025 | Evrensel Gazetesi
-
SUÇÜSTÜ’nün Dokuzuncu Sayısı Yayında!

www.sucustu.net adresinde yayınlanan SUÇÜSTÜ’nün yeni sayısında “İlk Polisiye Roman Yarışması”nın sonucu yer alıyor! Katılan 17 dosya arasından birinci olan dosya, 2025 yılında Mahal Edebiyat bünyesinde kitaplaştırılacak…Bünyamin Tan’ın titiz araştırmacılığı ile keşfedilen, M. Kemâleddin’in ilk kez gün yüzüne çıkan “Kızıl Gölge” öyküsünün ilk bölümü dergide okuyucuları bekliyor.
Alper Kaya’nın çevirdiği “Şıklığın İzi Kalmaz” isimli tam macera çizgi roman da dokuzuncu sayının içerikleri arasında.
Didem Ünal Demir ile ilk romanı “Bu Cenazeyi Bana Lütfeder misiniz?” vesilesiyle bir söyleşinin yer aldığı dergide Avukat Uğuralp Dilek ile beyaz yaka suçları üzerine; Selin Saraçoğlu Bayraklı ile de Maya Kitap bünyesinde yayımlanan suç bulmacaları çevirilerine dair sohbetler gerçekleştirildi.
Sinemanın ve dijital platformların nabzı SUÇÜSTÜ’nde atmaya devam ediyor. Gizem Şimşek Kaya’nın Lawrence Block’un kült karakteri Scudder’in romanlarından uyarlanan iki filmi kıyasladığı “Scudder’in İki Yüzü”, Onur Kırşavoğlu’nun 2000’li yıllarda seyircilerle buluşan 5 önemli İngiliz suç filmini yazdığı “Barut, Kan ve Mizah” yazılarının yanı sıra Evliya Çelebi’nin “Orijinalsin Dexter: Original Sin” yazısı da 9. sayının içerikleri arasında…
Halis Koç’un “Gizli Katil” ve Ahmet Ziya Yıldırım’ın “Kırmızı Kanatlı Melek” öyküleriyle birlikte Gülseda H. Çelebi’nin tefrikası “Körelmiş Masumiyet” ikinci bölümüyle dergide yer aldı. Ahmet Vehbi Doğramacı’nın suçu odağına alan haiku’su da onlara eşlik ediyor.
Hasan Hayyam Meriç’in “Doğa Suçları Müzesi”, Didem Kazan Sol’un “Francisco Goya: Karanlığın Ressamı, Suçun ve İnsan Ruhunun Tanığı”, Murat S. Dural’ın “Suç ve Suçlunun Yeni Tanımları Üzerine ‘Medusa’nın Salı’ ve Hatırlattıkları”, Barkın Orhan Kalamış’ın “Suç Romanlarında İşçi Sınıfının Çıkış Yolu Arayışı” ve İlhan Alemdar’ın “Polisiye Edebiyatında Dedektifin Evrimi” yazılarının yanı sıra Aysu Şahlı’nın Önce Gözler Görür romanına dair yazdığı kritik yazısı ile Ahmet Ziya Yıldırım’ın Return of the Obra Dinn oyununa dair incelemesi de SUÇÜSTÜ’nün 9. sayısında okurları bekliyor.
SUÇÜSTÜ, suça dair ne varsa onları yakalamaya devam edecek.
Dileriz ki eşlik etmeye devam edersiniz!
-
The Purge: Election Year Film Gösterimi | 24 Nisan 2025

Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi‘nde korku ve gerilim geceleri devam ediyor!24 Nisan Perşembe akşamı saat 19.00’da önce The Purge: Election Year filmini izleyecek ardından film üzerine sohbet edeceğiz.
-
The Wicker Man Film Gösterimi | 27 Mart 2025


Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi‘nde korku geceleri devam ediyor!
27 Mart Perşembe akşamı saat 19.00’da önce The Wicker Man filmini izleyecek ardından film üzerine sohbet edeceğiz.




www.sucustu.net







